15 Kasım 2012 Perşembe

Ben yalnızlığın..


        Kuru yaprakları ezip geçerken çıtırtıların arasından sesimi duymayacaksın.. Duyuramayacağım.. Duyurmayacağım..
        Baktığın resimlerde beni göremiyorsun ..Yokum..
        Dinlediğin şarkıların notalarının içinden geçiyorum..Fark edilemeyecek bir ses oluyorum bir piyano tuşundan sana..
        Ellerini oğuşturuyorsun..Parmak aralarında duruyor elini tuttuğum anlar.. Hissediyorsun ama beni değil..
        Yanağının kızartısında soğuk var .. Ben de varım.. O parmaklarıma değen anında ki gibi..
        Gözyaşlarına eşlik ediyorum..Damlalarında gözlerim..
        Okuduğun romanların kahramanlarının en gözdeleri benim.. Ya koşuyorum dağ tepe, ya uçuyorum bulutların arasında ,ya aşık olup sarhoş bir durumda dolaşıyorum sokak sokak,     at sırtında dolu dizgin bir yerlere koşturuyorum ,ya bir ameliyat masasının kenarında birilerinin gözlerinin içine bakıyorum ..Ya bir yağmur altında dans ediyorum..
       Bazı gecelerine ortak olmuyor da değilim.. Elinde kadehini ovalayıp çıkardığın seste bende varım.. Camın buğusunu silip dışarı baktığında gördüğün gölge benim.. Gecenin sessizliğinde o eskiden duyduğun  tren düdüğünün anısında da ben varım..
       Yatağına koy başını , uyumadan az önce hayal meyal kurduğun düşlerinde de ben varım.. Yüreğinin en derininden göğsüne tık tık vuran benim parmaklarım..
       Bilirsin adımı ,okuduğun ,yazdığın şiirlerin içinde geçer..
       Ben yalnızlığın...
       

13 Kasım 2012 Salı

Hüzün yok bu aralar..

          Bir sabah kalkarsınız..Dünya sizin için çok güzel..Yaşamaktan aldığınız zevk doruklara varmak üzere..Hiç bir şey moralinizi bozamaz sanırsınız..Bozulmaması da lazım..Kelimelerle oynamak üzere kağıt kaleme sarılırsınız..Tam zamanı şimdi..
          Kalemi elinize aldığınız sırada aklınıza hüzün dolu bir gün gelir..Yazması güzel olur ama bugün değil..Boş dokunmadığınız kağıdı , buruşturup atarsınız...
         Yeniden boş kağıda bakarsınız..Bir başka hüzün daha kafanız da onu da buruşturursunuz..Yine ,yine yeniden..
        Radyo dan ilham umarsınız..Bir arkadaşınız..Bir dostunuz..Hepsi size ilham verir ama hüzün bu günün değil..
        Buruşmuş bir dolu kağıt masanızı doldurur..
        Sonra çiçeklere , böceklere yönelirsiniz..Uzaya bakarsınız..Dünyanın en güzel kadınlarına ,çocuklarına göz atarsınız..Hayvanları takip edersiniz..Sırtınıza vurduğunuz çuvalda ne varsa hepsini dökersiniz..
       Gözyaşlarınızı , hüzünlerinizi ,acılarınızı ,yüreğinizin kıvrandığı anları , mektupları , telefon konuşmalarını , o zaman size mutluluk veren artık sizi hüzünlendiren görüntüleri , fotoğrafları ,resimleri ,çuvala geri tıkarsınız ...
       Geriye ne kalmış bakarsınız..
       Avucunuza alırsınız yalnızlığınızı , kader arkadaşlığı yaptığınız sizi yalnızlığınıza terk etmeyen sevimli bakışları , bir kaç sıkı sarılışı ,bir kaç derin sözü ,bir ılık nefesi ardınızın boş olduğunu zannettiğiniz andaki ,sevgi sözcüklerini ,sıkı el tutuşlarını ...
      Bir avucu bile dolduramayan bunları alır ,radyoda çalan bir şarkıya takar başlarsınız kağıda  dökmeye..
      Kahvenizden bir yudum alır..Müziğe kaptırır yazarsınız..Çizersiniz..
      Biriktirdiğiniz bu hazineyi hayatınızın en güzel yerine koyup seyredersiniz..
      İyi seyirler...Tekrar..Tekrar..
      Mutluluğun resmini yaparsınız..
   
     

11 Kasım 2012 Pazar

Peynirli Puaçalı bir pazar sabahı daha..

               Bir pazar sabahı geçmişten..
               Çok sevdiği peynirli puaçalardan almak üzere bir pastaneye yürüyoruz..Kolunda az önce alınan kanın pamuğunu dirseğini kıvırarak hala tutuyor..
               Elini tutmak istiyorum..Çocukluğundaki gibi..İlkokulun bir bölümünü okuduğu semtteyiz..Eski oturduğumuz evin önünden geçiyoruz..
               Acıyor mu?
               -Yok ..diyor. Acımıyor ,alıştım artık..
              - Ben iğneden korkarım..Diyorum..
              - Boş ver ..diyor..Korksan ne olur ? Korkmasan ne yazar..
            Sıcak bir sütle ,sıcak fırından yeni çıkmış peynirli puaçalarımızı yiyoruz...
            Herşeyden konuşuyoruz sabah sabah hastalığı hariç herşeyden...
            Bir pazar sabahının içine ne sığarsa..Gece yarıları TRT 3 den doldurduğu kasetlerden ,müziğinden ,
şiirlerinden ,arkadaşlarıyla yaşadıklarından ,siyasetin en acımasızlığını taşıyan anılarından , her ne var ise o gün içimizde..
           Günün geri kalanın da o umut dolu laflarla süslenmiş umutsuzluğu anlatan tahlil sonuçları..
           Ve gidişi vakur ve dik gidişi...
           Aradan yıllar geçti..
           O semtte peynirli puaçalar alırım yine ,adı değişmiş  pastanede oturur yerim bazı pazar sabahları erken saatlerde..Artık Büyük bir hastahane binası olmuş barakanın yerinin önünden...Binaları değişmiş kokusu değişmiş aynı kalmış sokaklarda yürürüm..
           Burnumun direği sızlar derler ya öyle sızlar..Yüreğim , içim ,dışım her şeyim ,bütün bedenimle özlediğimi bilirim..
           Onunla dolaşır gibi dolaşırım..Onunla yaşar gibi yaşarım..
           Çok ama çok özlediğimi bilirim..
           Ben bilirim..
           Sızlarım , ıssızlaşırım , takılır lokmaları peynirli puaçanın..
           Kulağımda , ensemde bir ses duymak isterim ..
           -Acımıyor..
          Ama benim ki acıyor..Her lokma peynirli puaça da bile..

Gidilecek Yeri Abartınca Vardığın Yeri Tanıyamazsın

Gidilecek Yeri Abartınca Vardığın Yeri Tanıyamazsın : Başladığınızda gidilecek yer dediğiniz noktaya vardığınızda, orada olmanın artık bir ö...