8 Aralık 2012 Cumartesi

Hoşcakal...

       Zor konuşuyordu..Anlatamıyordu..Sesi çoğu zaman çıkmıyordu..Acısı onu kitliyordu..Kelimelerini , sözlerini ,kollarını ,bacaklarını,gözlerini esir almıştı..
       En çok güvendiği ,en çok sevdiği ,hayatının en değerli varlığı işte bu gece yarısında kendisini terk etmişti..
       Hani gitmeyecekti..
       Gitti..
       Hani onu hiç yalnız bırakmayacaktı..
       Bıraktı...İşte yalnızdı..
       Hiç ağlatmıyacaktı onu söz vermişti..Hem de kaç kere..
       O zaman bu göz yaşları ne idi..?
       Suskun kalmak istemiyordu..Avazı çıktığı kadar bağıra bağıra ağlamak..Aklına gelen bütün nedenli soruları bağıra bağıra sormak..Gidişine engel olamadığına yanmak..Yandığını nasıl acı çektiğini bağıra bağıra ciğerlerini yırtarcasına anlatmak istiyordu..
       Nereye gitmişti..Nereye gidebilirdi ki ..
       Az önce alıp gitmişlerdi..
       Son bakışında gidişine bir yalan bulmak istercesine bakmıştı..Son nefesini verirken gözlerinde kendini görür gibi olmuştu..
       Gitmişti işte...
       Gitmişti..
       Bütün herşey bundan sonra bundan öncede olduğu gibi yalandı..
       Hıçkırıklarının arasında hatırladı..
       Ne elveda demişti ona..Ne güle güle..
       Ardından el bile sallamamıştı..
       Çırpıntısından fark etmemişti..Oda bir bakışla kalmıştı..
       Bakışında bir kelimelik anlam vardı..
       O da hoşcakal...







2 Aralık 2012 Pazar

Gidiyorlar birer birer..

    Her akşam sessizliği bir fısıltıyla bozar , eğik bir kafa işaretiyle beraber:
    - İyi akşamlar .. Derdi..
     Çoğu zaman işimden kafamı kaldırıp cevap verirken yok olurdu kapıdan..Arkasından yüksek sesle cevaplardım..
    -İyi akşamlar...
     Çalıştığımız iş yerinden önce o ,sonra ben ayrıldık..Görüşmedik yıllar boyu ..Bir haberde alamadım..
      Uzunca bir aradan sonra gecikmiş akşam saatlerinin birinde eve gidişin telaşıyla yürürken sarsak adımlarıyla bir köşeye dönüşünü gördüm..
      Köşeye varınca ardından baktım..Bayağı sarhoştu..Kaldırımda pek kalamıyor..Araçların arasından yola çıkıyor..Tekrar kaldırıma dönmek için epey bir uğraş veriyordu..
      İşinin ehli iyi bir ustaydı..Eğer bir işi isteyerek yaparsa çok güzel yapardı.. Ama eğer istemez ise o iş için ayrılan bütün malzemenin içine ederdi açıkçası..
     Çok kibar sayılmazdı ... Kibar davranmayı severdi..
     Geçen akşam bir arkadaşımla karşılaştığımda öğrendim öldüğünü..Müşterisiymiş..Laf arasında söyledi önemsemeden..Beni tanıdığını söylemiş bir gün ona..
     Gidiyorlar birer birer ..Hayatımızdan ..Bazen iyi gün dileyenler..Bazen iyi akşamlar diyenler..Hayatımızın sesleri kayboluyor mu ?..Yoksa ben mi sağırlaşıyorum..
     
   

27 Kasım 2012 Salı

Sis pus geldi.. Yağmur gecikti...

           Çok çok uzun zaman olmuş..Ben farkında olmadım..Bu gün farkettim..Yağmur epeydir yağmıyor..Islanmayalı çok olmuş..
           Yakamı kaldırıp ,büzülüp saklana saklana ,sakına sakına yürümeyeli çok olmuş..
           Güneş var..Isıtmayan ,benle ilgilenmeyen bir güneş..Gölgem bile yerinde durmuyor..Ne varmış gibi , ne yokmuş..
           Sabah ve akşam gözlüklerimi silip duruyorum..Pus gitmiyor..Pis kömür kokusu burnuma gelmiyor değil.. Kötüye yormuyorum eskiden kalma bir alışkanlıkla ben öyle hissediyor olabilirim..
          Kömür kokusunun sindiği ,hiçbir rengin olduğu gibi olmadığı , sisli ,puslu gri bir Ankara olurdu.. Yakaları kaldırılmış , kısa ceketlere sığınmış kişiler hızlı sarsak adımlarla bir çukura basıp ,sudan sırılsıklam olmuş ayaklarını dahada ıslatmadan yürürlerdi..Kimse kimsenin gözüne bakmaz ,boyunları kabullenmişliğin ızgarasından geçmiş bir büküklükte sessizce yanınızdan süzülür giderlerdi..Olmayan işlerine , girince kıyamet kopacağından sığınılması en son düşünülen evlerine yetişecekmiş gibi giderlerdi..
          Kahve köşelerinde bir bardak çay daha bırakılmayacak şekilde yer değiştirirler.. Kahveci yakalayıp çayı bıraktı mı soğutmadan içmezler ,yeni bir çay gelmesin diye kahveciye kaptırmamak için avuçlarında sıkıca tutarlardı..
          Gece karanlıklarına sığınıp ,saklanıp evin yolunu uzattıkça uzatırlar..Parasızlığın ve işsizliğin hesabını verecekleri kapı arkası bağırtılarını geciktirmeye çalışırlardı..
          Islanmış , neyin yorgunluğu belli olmayan bir bel büküntüsü ile kapıdan girerler.. Temiz olmasa bile evi kirletmemek amacıyla  kapının arkasında üstünü temizler gibi yapar , içeriden söylenenleri duymuş ,duymamış gibi bir eda ile ,birazda içinde olmayan umursuzluğa sığınarak önüne ne konursa yerler .. Sorulanların hepsine tamamlanmamış cümle ve kelimelerle cevap verir, bir an önce ortadan kaybolmak için kendilerini uykuya teslim ederlerdi..
         O Ankara çoğu böyle yaşanan hikayelerle doluydu..
       

19 Kasım 2012 Pazartesi

Bulutların içinde,üstünde siyah torbalar..

        Havalar soğudu..Bulutların içinde ,üstünde siyah torbalar..
        Camlarda buğu olurdu sobanın üstündeki güğümden , tencereden..
        Camda şekiller , adamlar ,harfler yapardık..
        Camın içinde otururduk..Akşam karanlığı çökmek üzere olurdu..Oyunlar oynardık..Akşamın gelmesini kovalamaya çalışırdık..Akşam ve karanlıkla gelen korkularımız geciksin isterdik birbirimize söylemeden..
        Yağmurları ,cama vuran damlalarının arasından dışarıyı görmeğe çalışırdık..Şimşekten, gök gürültüsünden , her türlü gece sesinden ,tıkırtılardan ayak seslerinden ,biraz yüksek sesle konuşularak yürünen sokak sohbetlerinin seslerinden ,tedirgin olur korkardık..
        Çoğu zaman üç kişilik yalnızlığımız vardı..Üçümüzü üst üste koysan yarım adam etmezdik.. Zekamız bize savunma için ışıklar yakardı..Çamaşır sopalarımız ,elektirik süpürgesi borularımız , penselerimiz ,oklarımız ,yaylarımız ,mızraklarımız ,toplarımız ,gazoz kapaklarından bozuk ağlayan bebek içlerinden ,şıngırdayan herşeyden ,ceviz ve fındık kabuklarından yapılmış tuzaklarımız , ağlamaya ve gözyaşlarına karşı göğüslerimiz vardı..
        Çoğu sabah edilirdi sinilmiş yorgan altlarında.. Sessiz planlar anlatılırdı olmayacak fısıltıyla..
         Elektirik kesilirdi en olmadık en savunmasız en boşluklu anımızda...
         Hemen mumlar aranırdı..Çığlıklar susturulur ..Mumun başına , yakınına geçilir karanlığa meydan okurcasına el yanmama oyunları oynanır..Mum ışığından duvara şekiller yapılır .. O şekillerin sesleri çıkartılırdı..Bazılarından korkulurdu..O şekil bir daha yapılmazdı...
        Yalnızlığımızın çoğunu uğurladık..Biz bize kaldık..
        Havalar soğudu ...Bulutların içinde ,üstünde siyah torbalar ..
        Göz altlarımıza inmiş..
       
         

15 Kasım 2012 Perşembe

Ben yalnızlığın..


        Kuru yaprakları ezip geçerken çıtırtıların arasından sesimi duymayacaksın.. Duyuramayacağım.. Duyurmayacağım..
        Baktığın resimlerde beni göremiyorsun ..Yokum..
        Dinlediğin şarkıların notalarının içinden geçiyorum..Fark edilemeyecek bir ses oluyorum bir piyano tuşundan sana..
        Ellerini oğuşturuyorsun..Parmak aralarında duruyor elini tuttuğum anlar.. Hissediyorsun ama beni değil..
        Yanağının kızartısında soğuk var .. Ben de varım.. O parmaklarıma değen anında ki gibi..
        Gözyaşlarına eşlik ediyorum..Damlalarında gözlerim..
        Okuduğun romanların kahramanlarının en gözdeleri benim.. Ya koşuyorum dağ tepe, ya uçuyorum bulutların arasında ,ya aşık olup sarhoş bir durumda dolaşıyorum sokak sokak,     at sırtında dolu dizgin bir yerlere koşturuyorum ,ya bir ameliyat masasının kenarında birilerinin gözlerinin içine bakıyorum ..Ya bir yağmur altında dans ediyorum..
       Bazı gecelerine ortak olmuyor da değilim.. Elinde kadehini ovalayıp çıkardığın seste bende varım.. Camın buğusunu silip dışarı baktığında gördüğün gölge benim.. Gecenin sessizliğinde o eskiden duyduğun  tren düdüğünün anısında da ben varım..
       Yatağına koy başını , uyumadan az önce hayal meyal kurduğun düşlerinde de ben varım.. Yüreğinin en derininden göğsüne tık tık vuran benim parmaklarım..
       Bilirsin adımı ,okuduğun ,yazdığın şiirlerin içinde geçer..
       Ben yalnızlığın...
       

13 Kasım 2012 Salı

Hüzün yok bu aralar..

          Bir sabah kalkarsınız..Dünya sizin için çok güzel..Yaşamaktan aldığınız zevk doruklara varmak üzere..Hiç bir şey moralinizi bozamaz sanırsınız..Bozulmaması da lazım..Kelimelerle oynamak üzere kağıt kaleme sarılırsınız..Tam zamanı şimdi..
          Kalemi elinize aldığınız sırada aklınıza hüzün dolu bir gün gelir..Yazması güzel olur ama bugün değil..Boş dokunmadığınız kağıdı , buruşturup atarsınız...
         Yeniden boş kağıda bakarsınız..Bir başka hüzün daha kafanız da onu da buruşturursunuz..Yine ,yine yeniden..
        Radyo dan ilham umarsınız..Bir arkadaşınız..Bir dostunuz..Hepsi size ilham verir ama hüzün bu günün değil..
        Buruşmuş bir dolu kağıt masanızı doldurur..
        Sonra çiçeklere , böceklere yönelirsiniz..Uzaya bakarsınız..Dünyanın en güzel kadınlarına ,çocuklarına göz atarsınız..Hayvanları takip edersiniz..Sırtınıza vurduğunuz çuvalda ne varsa hepsini dökersiniz..
       Gözyaşlarınızı , hüzünlerinizi ,acılarınızı ,yüreğinizin kıvrandığı anları , mektupları , telefon konuşmalarını , o zaman size mutluluk veren artık sizi hüzünlendiren görüntüleri , fotoğrafları ,resimleri ,çuvala geri tıkarsınız ...
       Geriye ne kalmış bakarsınız..
       Avucunuza alırsınız yalnızlığınızı , kader arkadaşlığı yaptığınız sizi yalnızlığınıza terk etmeyen sevimli bakışları , bir kaç sıkı sarılışı ,bir kaç derin sözü ,bir ılık nefesi ardınızın boş olduğunu zannettiğiniz andaki ,sevgi sözcüklerini ,sıkı el tutuşlarını ...
      Bir avucu bile dolduramayan bunları alır ,radyoda çalan bir şarkıya takar başlarsınız kağıda  dökmeye..
      Kahvenizden bir yudum alır..Müziğe kaptırır yazarsınız..Çizersiniz..
      Biriktirdiğiniz bu hazineyi hayatınızın en güzel yerine koyup seyredersiniz..
      İyi seyirler...Tekrar..Tekrar..
      Mutluluğun resmini yaparsınız..
   
     

11 Kasım 2012 Pazar

Peynirli Puaçalı bir pazar sabahı daha..

               Bir pazar sabahı geçmişten..
               Çok sevdiği peynirli puaçalardan almak üzere bir pastaneye yürüyoruz..Kolunda az önce alınan kanın pamuğunu dirseğini kıvırarak hala tutuyor..
               Elini tutmak istiyorum..Çocukluğundaki gibi..İlkokulun bir bölümünü okuduğu semtteyiz..Eski oturduğumuz evin önünden geçiyoruz..
               Acıyor mu?
               -Yok ..diyor. Acımıyor ,alıştım artık..
              - Ben iğneden korkarım..Diyorum..
              - Boş ver ..diyor..Korksan ne olur ? Korkmasan ne yazar..
            Sıcak bir sütle ,sıcak fırından yeni çıkmış peynirli puaçalarımızı yiyoruz...
            Herşeyden konuşuyoruz sabah sabah hastalığı hariç herşeyden...
            Bir pazar sabahının içine ne sığarsa..Gece yarıları TRT 3 den doldurduğu kasetlerden ,müziğinden ,
şiirlerinden ,arkadaşlarıyla yaşadıklarından ,siyasetin en acımasızlığını taşıyan anılarından , her ne var ise o gün içimizde..
           Günün geri kalanın da o umut dolu laflarla süslenmiş umutsuzluğu anlatan tahlil sonuçları..
           Ve gidişi vakur ve dik gidişi...
           Aradan yıllar geçti..
           O semtte peynirli puaçalar alırım yine ,adı değişmiş  pastanede oturur yerim bazı pazar sabahları erken saatlerde..Artık Büyük bir hastahane binası olmuş barakanın yerinin önünden...Binaları değişmiş kokusu değişmiş aynı kalmış sokaklarda yürürüm..
           Burnumun direği sızlar derler ya öyle sızlar..Yüreğim , içim ,dışım her şeyim ,bütün bedenimle özlediğimi bilirim..
           Onunla dolaşır gibi dolaşırım..Onunla yaşar gibi yaşarım..
           Çok ama çok özlediğimi bilirim..
           Ben bilirim..
           Sızlarım , ıssızlaşırım , takılır lokmaları peynirli puaçanın..
           Kulağımda , ensemde bir ses duymak isterim ..
           -Acımıyor..
          Ama benim ki acıyor..Her lokma peynirli puaça da bile..

Gidilecek Yeri Abartınca Vardığın Yeri Tanıyamazsın

Gidilecek Yeri Abartınca Vardığın Yeri Tanıyamazsın : Başladığınızda gidilecek yer dediğiniz noktaya vardığınızda, orada olmanın artık bir ö...