13 Mart 2014 Perşembe
Havalar böyleydi
Hava bu günlerde çok güvenilir değil.Ne derlerse tam tersini yapan huysuz, zeki ama haşarı çocuklar gibi. Soğuk olmaz tamda Mart kazma kürek yaktıracak soğuk. Bütün bir kış yağmadı, şimdi kar yağıyor artık. O da biliyor işin zevki kaçtı artık öylesine göstermelik bir yağıyor. Çayını alıp gelinceye kadar pencerenin kenarına hop gitmiş. Bekle gelsin diye çay soğuyor, zevki kaçıyor tam kalkıp perdeyi çekerken bir kaç tane daha, tekrar yerleşeyim derken kesiliyor.Artık yağsa da farketmez sana dışarı bakmaktan vaz geçiyorsun, çayın tadı acımış dersin ya öyle oluyor. Böyle bir havaydı, karma karışık ne halt ettiği belli değil havalardan biriydi geçmişte, hani şairi mahveden havalardan değildi ama seni mahvetmişti.Soğuğu sevmezdin sever olmuştun, geceyi hiç ama hiç sevmezdin,sabahı ediyorduk ne konuşuyorsak öyle havadan sudan desem o bile değildi, hafızamda şimdi yok hiç bir şey kalmamış. Sen yatıyordun ben baş ucunda fısıl fısıl kimi rahatsız edeceksek arada sen uyuyordun ben biraz uzunca bir şeyler anlatıp, bağlayamayınca sonunu.Sonra uyanır bakardın, ben senin nerede uyuduğunu bilmediğimden bir yerlerden devam ederdim, sıkmamak için sona yakın bir yerlerden.Havalar yine böyleydi, geceler uzun.
12 Mart 2014 Çarşamba
Üşüyormusun?
Kar yağıyor dışarıda biliyor musun? Hissedebiliyor musun? Üşüyor musun? Gideli o kadar çok olmadı daha.Bir ben biliyorum.Onlarca yıl oldu o kadar. Ayakların hep üşürdü yorganı hem altına hem üstüne katlamak için mücadele verirdin. Kıvrılırdın yatağın içinde der top olurdun.Sen öyle derdin der top olurum öyle yatarım ben derdin. Rüzgarı duyuyor musun? Nasıl da savuruyor karı, nasıl senin bunalmışlığına benzer bir hırçınlık üzerinde gecenin.Bir çığlık sesi kıyısından köşesinden şehrin senin şehrin o hep kaçıp ta tekrar tekrar döndüğün o şehir nasıl telleriyle, köşeden bucaktan boşluklarıyla nasıl çığlık atıyor duyuyor olmalısın.Bu saat de sende uyumazsın, kar üstünü örterken benim senin üstünü örttüğüm de yaptığın gibi bir üflemeyle tepip sonra yorganı çekiştirip içinde büzüldün mü? Yapmadım desen de inanmam muhakkak öyle bir şeyler yaşanmıştır bu gece.
Biliyorum rüzgar uyutmuyor. Beni de.Bu kadar gürültülü yağar mı kar? Sen de bu gürültü de uyuyamıyor sundur. Ee başına ekşiyip gecenin içine edecek ben de yokum yakının da.Hırçınlığını kimlere yapıyorsun şimdiler de? Varsa kuru dalları kalmış üç beş çiçeğe mi tafra yapıyorsun? Boş ver öylesine laf olsun diye sordum? Hemen mahsunlaşıp sessizleşme. Üşüyor musun? Soğuk olup bir de kar yağdı mı hep düşünürüm.Üşüyor musun?
Biliyorum rüzgar uyutmuyor. Beni de.Bu kadar gürültülü yağar mı kar? Sen de bu gürültü de uyuyamıyor sundur. Ee başına ekşiyip gecenin içine edecek ben de yokum yakının da.Hırçınlığını kimlere yapıyorsun şimdiler de? Varsa kuru dalları kalmış üç beş çiçeğe mi tafra yapıyorsun? Boş ver öylesine laf olsun diye sordum? Hemen mahsunlaşıp sessizleşme. Üşüyor musun? Soğuk olup bir de kar yağdı mı hep düşünürüm.Üşüyor musun?
28 Şubat 2014 Cuma
25 Kasım 2013 Pazartesi
Üstü kalsın
Öyle günler olur.Bir sohbetin ortasında bir laf atarlar ortaya sevdiğin insandır, iyi bilirsin , görmemişsindir kalleşliğini yamuğunu kalbinin bir köşesinde o rakı masasının fazla olduğunu hissedersin .Lafı ortaya atanı bir yere çentiklersin birde.Olur ya birine daha yaparsa ona da inanma gibisinden.Koparsın , bildik o uzun hikayelere dönersin. Gelemedim gidemedim işim çoktu. Yoktu.Hani o bildik laflar.
Yıllar geçer kopuşlara kopuşlar eklenir.Yok olurlar.Bir dolu şey girer araya.Unutursun anlatılanları sende.Sonra bir gün geçmişi görürsün .Aynı anda aynı yerinde aynı.O anda anlarsın ki o rakı masasında ne anlatıldıysa doğrudur.Senin gözlemlerin hepsi ama hepsi yanlışmış. O masada ne konuşulduysa onlar doğru olabilir mi? Evet olabilir.
Senelerinin sana atabildiği en güzel kazıklardan biridir.Hiç bir şeyi geri alamazsın.Masada sadece üstü kalsın diye bıraktıkların kalır.
Yıllar geçer kopuşlara kopuşlar eklenir.Yok olurlar.Bir dolu şey girer araya.Unutursun anlatılanları sende.Sonra bir gün geçmişi görürsün .Aynı anda aynı yerinde aynı.O anda anlarsın ki o rakı masasında ne anlatıldıysa doğrudur.Senin gözlemlerin hepsi ama hepsi yanlışmış. O masada ne konuşulduysa onlar doğru olabilir mi? Evet olabilir.
Senelerinin sana atabildiği en güzel kazıklardan biridir.Hiç bir şeyi geri alamazsın.Masada sadece üstü kalsın diye bıraktıkların kalır.
22 Eylül 2013 Pazar
Ankara 'da sonbahar...
Sabah olmasını çok beklemiyordum daha hemen oluveriyordu o zamanlarda .Belediye otobüsünün o büyük sahanına gidip camdan otobüsün simsiyah eksoz dumanının arasından
arkada bıraktığım bir şeyler varmış gibi hemen yerime yerleşmeye koştuğum bir gündü.
Kulağımda geceden kalma bir Ayten Alpman şarkısı vardı büyük bir ihtimalle.
Ve tamda bugün gibi sonbahardı.Okullar açılıyordu.
Yağmur yağdı yağacak.Hava kirli dumanına daha kavuşmamış kış gelmediğinden ama yine de gri.
Ayağımın altında sarı çıtırdayan bir yaprak.
Hayatın daha yeşil tomurcuklarındayım. Sararıp solup çıtırdamama daha çok var.
Ayağımın altında yine bir çıtırtı bu sabah .
Hayatımın bütün çizgileri o kadar derinleşmiş artık rötuş kabul etmiyor . Kaybolmaları için gülümsemelerle biraz derinlikleri azalıyor gibi.
Rüzgar yaprakları hafif hafif sallıyor vedalaşmaları için ağaçlarıyla .Kulağım eski şarkılardan birini duymak istiyor.Ölümü hatırlatmayacak bir melodi.En neşelisi bile hatırlatmadan edemiyor.
Yağmur bugün yarın kapıda.Gri bulutlar dolaşıp duruyor. Gül bahçesinin ağaçları birbirine daha mı çok sokulmuş ne.
Hep derim ya sonbaharı güzeldir Ankara 'nın.
Aşkları kıyılarda unutulmuş yazların hikayesinin sararmış yaprakları yerleri , yürekleri kaplar. Okul sıralarında bu günlerinde kulak fısıltılarının en çok anlatılanı yazın ayakların denize karıştığı yerlerin birinde bir akşam üstü veya akşamın karanlığına saklanılmış bir zamanda dudağa veya ele bir ten teması idi o zamanlar.Şimdi var mı böyle hikayeler bilmiyorum.Anlatılsa bile duymuyorum artık fısıltıları.
Bağırılarak anlatılması gereken yaşlarda fısıltıya yakışan kelimeler nasıl duyulur ? Duyulmaz tabii...
Sonbahar sardı etrafımı yine . Yapraklarını kurutan ağaçların bir sert rüzgarla ayrılacakları gün yakın. Kışı kuru bir yalnızlıkta geçireceği zamanlara hazırlıyor kendini.
Bir kapı zili kulağında çaldı çalacak.
Yalnızlığı zamanlara aykırı düşlerinde vardı o zamanlar , şimdi nasıl olsa yaşanacak.
arkada bıraktığım bir şeyler varmış gibi hemen yerime yerleşmeye koştuğum bir gündü.
Kulağımda geceden kalma bir Ayten Alpman şarkısı vardı büyük bir ihtimalle.
Ve tamda bugün gibi sonbahardı.Okullar açılıyordu.
Yağmur yağdı yağacak.Hava kirli dumanına daha kavuşmamış kış gelmediğinden ama yine de gri.
Ayağımın altında sarı çıtırdayan bir yaprak.
Hayatın daha yeşil tomurcuklarındayım. Sararıp solup çıtırdamama daha çok var.
Ayağımın altında yine bir çıtırtı bu sabah .
Hayatımın bütün çizgileri o kadar derinleşmiş artık rötuş kabul etmiyor . Kaybolmaları için gülümsemelerle biraz derinlikleri azalıyor gibi.
Rüzgar yaprakları hafif hafif sallıyor vedalaşmaları için ağaçlarıyla .Kulağım eski şarkılardan birini duymak istiyor.Ölümü hatırlatmayacak bir melodi.En neşelisi bile hatırlatmadan edemiyor.
Yağmur bugün yarın kapıda.Gri bulutlar dolaşıp duruyor. Gül bahçesinin ağaçları birbirine daha mı çok sokulmuş ne.
Hep derim ya sonbaharı güzeldir Ankara 'nın.
Aşkları kıyılarda unutulmuş yazların hikayesinin sararmış yaprakları yerleri , yürekleri kaplar. Okul sıralarında bu günlerinde kulak fısıltılarının en çok anlatılanı yazın ayakların denize karıştığı yerlerin birinde bir akşam üstü veya akşamın karanlığına saklanılmış bir zamanda dudağa veya ele bir ten teması idi o zamanlar.Şimdi var mı böyle hikayeler bilmiyorum.Anlatılsa bile duymuyorum artık fısıltıları.
Bağırılarak anlatılması gereken yaşlarda fısıltıya yakışan kelimeler nasıl duyulur ? Duyulmaz tabii...
Sonbahar sardı etrafımı yine . Yapraklarını kurutan ağaçların bir sert rüzgarla ayrılacakları gün yakın. Kışı kuru bir yalnızlıkta geçireceği zamanlara hazırlıyor kendini.
Bir kapı zili kulağında çaldı çalacak.
Yalnızlığı zamanlara aykırı düşlerinde vardı o zamanlar , şimdi nasıl olsa yaşanacak.
3 Eylül 2013 Salı
Datça ' nın Can ' ları
Datça ' nın huyundan mı suyundan mı ? Adamın Can ı akşamın üstünü altına getirdiğimiz saatlerde sohbetin köküne hafif damlarcasına suyu vermeye başlayıp güneşin kızıllaşmasının hafif esintisine elinin içinde yuvarladığın bir bardağın serinliğini gönlünü de katıp kulağında Can babanın seçtiği bir müziğin eşliğinde kurtulamayan dünyanın zincirlerini sayma sohbetine başlamak istiyor , hem de Can Babayla.
Özledim Can Yücelin bir şiirine takılıp belki geçer diye hasretim , bardağımı alıp akşamın kızıllığına meydan okurcasına Datça akşamlarına hiç bir şekilde benzemeyecek saatlere dalmaya çalışıyorum .Can Babayı da özledim.
Rüzgar ,esinti falan yok.
Deniz kokusu dersen Ankara ' da olmaz öyle şey.
Ama yine de vazgeçmiyorum.
Kulağımda '' Sol yanım ,,.
Özledim sohbetini Can Baba.
Özledim Can Yücelin bir şiirine takılıp belki geçer diye hasretim , bardağımı alıp akşamın kızıllığına meydan okurcasına Datça akşamlarına hiç bir şekilde benzemeyecek saatlere dalmaya çalışıyorum .Can Babayı da özledim.
Rüzgar ,esinti falan yok.
Deniz kokusu dersen Ankara ' da olmaz öyle şey.
Ama yine de vazgeçmiyorum.
Kulağımda '' Sol yanım ,,.
Özledim sohbetini Can Baba.
2 Eylül 2013 Pazartesi
Eylül de gel
Romantik şarkıların dünyasıydı o zamanlar. Aşık olamasanız bile aşık olmak zorunda hissederdiniz kendinizi.Sadece şarkılar romantik değildi .Kar yağdı mı evdeki her birey (kediler ,köpekler dahil) kendisini o karın getirdiği hafif serin ama ısıtan rüzgara bırakır gecenin yarılarına kadar , iç çamaşırlarının bile sırılsıklam olmasına , bir yerlerinin donma noktasını çoktan geçmiş olmasına rağmen dışarıda o romantik havayı dibine kadar solumaya çalışırdı.
İlk bahar geldiğinde ise yazın geliyor olması bir telaş verirdi insana .Bir yere gideceğin yok ,gitsen bile genelde son dakika da belli olur. Tatil geliyor ya basardı yüreğini hüzün.Okul tatil olunca göremeyeceğin o kaçamak bakışların , sırların , içinde büyüttüğün hikayenin yaşanmıyor oluşumu , o hikayenin paylaşıldığı dostlarınla ayrılacak oluşun mu seni hüzünlendirir farketmezdi.
O yılların ,o günlerin hüzün tetikleyicilerinin en ünlülerinden biri Alpay dı.
Her nasılsa bir Eylül şarkısı olmasa da Eylül denilince hemen akla gelen bir şarkı olan ''Eylül de gel ,,
dilime takıldı bu sabah .Nereden duydum? Duydum mu ? Ya da birisi Eylül mü dedi ?.
Dilime dolandı işte ''Eylül de Gel...,,
Gelir mi ?
Eylül geldi de.
İlk bahar geldiğinde ise yazın geliyor olması bir telaş verirdi insana .Bir yere gideceğin yok ,gitsen bile genelde son dakika da belli olur. Tatil geliyor ya basardı yüreğini hüzün.Okul tatil olunca göremeyeceğin o kaçamak bakışların , sırların , içinde büyüttüğün hikayenin yaşanmıyor oluşumu , o hikayenin paylaşıldığı dostlarınla ayrılacak oluşun mu seni hüzünlendirir farketmezdi.
O yılların ,o günlerin hüzün tetikleyicilerinin en ünlülerinden biri Alpay dı.
Her nasılsa bir Eylül şarkısı olmasa da Eylül denilince hemen akla gelen bir şarkı olan ''Eylül de gel ,,
dilime takıldı bu sabah .Nereden duydum? Duydum mu ? Ya da birisi Eylül mü dedi ?.
Dilime dolandı işte ''Eylül de Gel...,,
Gelir mi ?
Eylül geldi de.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Sökülen Etiketlerin Çıplaklığı ve Aynaya Gitme Vakti
Sökülen Etiketlerin Çıplaklığı ve Aynaya Gitme Vakti : Bazı zamanlar dışarıdan bakınca başladığımız yerde durduğumuzu, bir damla ileriye gid...
-
Sormuyorsun neden. Aklına gelmiyor değil cevabını bilmiyorsun. Biliyor olma ihtimalin çok yüksek biliyor olabilirsin verilen cevabın ne old...
-
Ben seni tanımaktan çok mutluyum.. Tanıdığımda en aykırı soruların sahibi olacağı izlenimim yoktu.. Öyle ge...
-
Kel bisikleti: Kaybetmeye alışmak : Öyle sıkı sıkı sarınıp yağmura dik durmak durmaya çalışmak ıslanmağa alışmak ıslanmak orada öyle beklem...